Mor Filler

kendimden ayrılalı asırlar olmuş sanki ve bulmaktan umudumu kesmişim. yıllardır, özellikle son birkaç yıldır nereye sığınacağını bilmeyen bir mülteci gibiyim ve güvenilmez sığınaklarla dolu her yer. ana kucağım yaralı, baba ocağım yıkık sonra sevda birkaç iyi şairin şiirlerinde bir efsaneyken nereye gideyim? kendimi ilk defa bu kadar yalnız ve köşeye kıstırılmış hissediyorum, olmayan aidiyet duygumdan gün geçtikçe kırıntı bile kalmıyor ve her şeyi herkesi gözden çıkarma iştiyakım gün geçtikçe kabarıyor, bir şeyi sevmek gözü kapalı güvenmek ne değerli bir değerdir, çoğu anlamaz ve körü körüne duygular diye karalarlar bu hissi, oysa körü körüne sevmeyi başarabilmek bir nasiptir...herkes bir akıl verme derdinde ve akıl ne, akıl neye denir, akıl neye yarar, akıl akıl vermek için midir, gerçekten? bize akıl veren akıl, akıl ise bizimki nedir acaba? körü körüne sevmek bir nasiptir mesela ve biz Allah'ı körü körüne sevemedik ve aklımız ona akıl verme derdinde, aklın yetmeyeceği makama! lastikler... lastikler canım evet lastik geldi aklıma, akıl ne ilginç işte lastiğin ne işi var akılda ve ben lastikleri sevmedim hiç ama küçüktüm fener alayında alt komşumuz lastik yakmıştı, hangi akıla hizmetse üstünden atladı ve düştü ateşe yandı, ne o gece, ne o ateş, ne de o kızın alev alan pembe pijaması gitmez aklımdan, elleri de yanmıştı, anasının da onu görünce yüreği..."ben yandım kimi cüret etsem sevmeye kendime yenik düştüm"* demiş şair, sevince yenik sevmeyince yenik, sevilmeyince yenik, kazanan yok bu nasıl iş? Kafamda mor filler, ölüm var neye kızıyorsun, ölüyorsun işte ve ölüm ne güzeldir ölümü vereni sevince.

*Yılmaz Erdoğan

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Filistin'de Çocuk Olmak