Kayıtlar

Gölgeye Ve Çoban

Uykum var sen izle ayı ve ben de gözlerindeki yansımayı. Ölmeyi sevelim, öldüreni sevelim... Kelebekler ve gelincikler çok zariftir ve sen zarafeti seversin. kelebeğe söyle benimle dans etsin, . Mutluyum seni ve Beytullah'ı beraber gördüm diye mutluyum o siyah, sen beyaz ve bütün anlamlar bunda diye mutluyum. mutlu kal, hoş kal... aslında hikaye tam olarak böyle gibi bir şeydi, her şeye gereğinden fazla anlam vermeye çalışmam onun akıl almaz seviyede maneviyat dolu ve her şeyi çözebilen anlayabilen birisiymiş gibi algılamama sebep oldu. belki de mutlu olmak için bahane arıyordum ve o çok cazipti hepsi buymuş. Artık her şeyi daha net görüyorum ve anlıyorum. tüm söyleyeceklerim bu kadar...

iki yolcu

sen de yolcuydun ben de ancak seni yollar çağırıyordu beni yolun... sen ön tekerdin ben arka, hiç yetişemedim.

açın pencerenizi ben geldim!

merhaba, blog sayfamın olduğunu bile unutmuşum, tesadüfen yeniden keşfettim. hoş uzun zamandır yazmadığım gibi yazmaya da bir hevesim kalmadı.eğer benim bu yazdıklarımı okuyan birileri olursa bilsin ki en son yazdığımda bir öğrenci, şimdi öğretmen ve yetişkin denilen kostümün içine sığma çabasında herhangi biriyim işte, unvanımın olmasıyla birlikte sanki her şeyim alındı, biri olmanın bedelini çocukluğumu, ruhumu, kalbimi hatta, sağlığımı bile kaybederek ödedim. ödüyorum. ben de çoğunuz gibi sevdim ve sevildim. son zamanlarda durum biraz farklı olsa da hiçbir zaman karşılıklı bir çakışma yaşamadım sevgilerde. belki de ben istemedim çünkü aşk benim için fikirde ve şiirde güzeldi, aynen sizin de aklınıza geldiği gibi aşkın düşüncesine aşık olanlardandım. beni sabırla okuyanlara  kendimden acizane şiir bırakır ve selam ederim şimdi kekremsi bir tutsaklığın içinde, özgürlüğün dahi  ölüme mahkum olduğunu hatırlayıp, kekeme çığlıklar atıyorum duvarlara..  sera...

Mor Filler

kendimden ayrılalı asırlar olmuş sanki ve bulmaktan umudumu kesmişim. yıllardır, özellikle son birkaç yıldır nereye sığınacağını bilmeyen bir mülteci gibiyim ve güvenilmez sığınaklarla dolu her yer. ana kucağım yaralı, baba ocağım yıkık sonra sevda birkaç iyi şairin şiirlerinde bir efsaneyken nereye gideyim? kendimi ilk defa bu kadar yalnız ve köşeye kıstırılmış hissediyorum, olmayan aidiyet duygumdan gün geçtikçe kırıntı bile kalmıyor ve her şeyi herkesi gözden çıkarma iştiyakım gün geçtikçe kabarıyor, bir şeyi sevmek gözü kapalı güvenmek ne değerli bir değerdir, çoğu anlamaz ve körü körüne duygular diye karalarlar bu hissi, oysa körü körüne sevmeyi başarabilmek bir nasiptir...herkes bir akıl verme derdinde ve akıl ne, akıl neye denir, akıl neye yarar, akıl akıl vermek için midir, gerçekten? bize akıl veren akıl, akıl ise bizimki nedir acaba? körü körüne sevmek bir nasiptir mesela ve biz Allah'ı körü körüne sevemedik ve aklımız ona akıl verme derdinde, aklın yetmeyeceği makama! la...

Yolculuk

Dostum canım yolculuk çekiyor yolculuğa doymuyorum, hangi şehre uğrasam bir yabancılık duygusu, aidiyet bulamıyorum.

perspektif

En çok korkmaktan korktum sonra çok korkusuz oldum!  Yine de hala gökyüzüyle denizin birleştiği o ufuk çizgisinde, perspektife dair olan bütün maddeler midemi kaldırıyor düşünmüyor değilim bu yüzden çocukken yenemedim mi acaba okyanusun ortasında kalma korkusunu ben ?

Gün Ortasından Önce

müthiş bir kaosa meşru yollardan gebe kalmak üzre bir kadın bak hiç tanzime (bile) gerek duymuyor öylece göz dediğin eğreti duruyor sayfalarda intihara çanak tutuyor akli melekeleri kıt kanaat uyanıyor uykularından -kenevir düşlerinde asma bahçeleri yok olsun yann tiersen var elimizde- on bir üslerde gün doğmadan on bir üslerde erbain on bir üslerde tekrar gün doğmadan nisab miktarınca amfetamin bu kuytu yastıklardan kurtarabilir gerdanını /hollanda sendromu türev piyasalar elma kabukları/ pornografik birer öge olabilir usul usul gülhatmi çayına kesmek lazım şuurunu yitirmek istiyor insan böyle zamanlarda şöyle çat kapı gelişine çözülsün istiyor ehramları ahlâk ve siyaset tüm uzuvlarını körüklüyor kadının bir türlü inemiyor sıcak denizlere kısa çöp bak esnek ve pervasız kılıyor adalet duygusunu -andezit taşlarında mülkün temeli yok olsun histerik nöbetler var elimizde- ve çocuklarını terinden tanıyan kraliçe arılar gülümsüyorlar gülümsüyorsun gülümsü...